İNSAN DÜŞÜNEN VARLIKTIR.

17 Ocak 2017 Salı

Şairler,Ozanlar




Şairler ölür/öldürülür,
Ozanlar yakılır/susturulur,
Türküler yanmaz,
Türküler ölmez,be gülüm...

Ozan

zamana asılı kalmak

zamana asılı kalmak ile ilgili görsel sonucu


Aslında acılar yok, 
zamana asılı kalmak diye bir şey var...
Acı olan belki de ..
ozan

Dert etme.!


Dert etme.! 
Anla
şılmayan aykırı ve zeki insanlara "DELİ" demek adettendir...

ozan

12 Ocak 2017 Perşembe

Erdekli Kotroni Efendi












Ehl-i keyf bir bölgenin torunlarıyız .
Muhacir olarak gelenlerde bu yüzden seçmişlerdir ,
Yaşamdan keyif alanların coğrafyası..
19. Yüzyılda Avrupada üzüm bağlarına hastalık gelmesinden sonra Marmara ve Ege bölgesinde şarap , rakı imalatı talep üzerine çok artmiş.Bütün Güney Marmara ve adalar da üzüm bağları geliştirilerek , çeşitli cins ve kalitede üzümlerden elde edilen içki ler üretilmek için imalathaneler damıtma evleri kurulmuştur.

Osmanlı döneminde
:) -
Erdekli Kotroni Efendi’nin damıttığı Osmanlı konyakları ile uluslararası yarışmalarda Paris’ten ( Dünya şarap yarışmalarının merkezi ) madalyalar almış olduğunu biliyormuydunuz.
O dönemde Erdek'te ve adalarda çok miktarda şarap ve rakı imalathanesi vardı.Bandırmada Rakı imalatı yapan beşe yakın imalathane olduğu söylenir. Hatta bazı ailelerin adlarının önüne " Rakıcı " ünvanı konarak isimlerinin söylendiği hala bilinir ..
(Erdek Düzü) 19. yüzyılın popüler rakı markası
:
Ahmet Rasim’in Malumat gazetesinde kaleme aldığı bir yazısından düz rakı olduğu ve gazetelere ilan vererek pazarlandığı anlaşılır. Sözgelimi 1897 tarihli İkdam gazetesinde yer alan ilanda şunlar söylenir: “Halis üzümden istihsal olunan Erdek Düzü dünyanın her cihetinde bihakkın kesb-i şöhret etmiştir. Taamı tatlı, sıhhate nâfi ve baş ağrıtmaz ve hararet vermez ve vücudu kuvvetlendirir, iştiha açar.”
Ayrıca yegâne satış merkezi olarak Eminönü Yemiş İskelesi’nin karşısındaki Kadifeli Birahane gösterilir.
Ahmet Rasim bu ilanlara “kanan” bir tanıdığının “Erdek düzüne ağzının suyunun akmış ve bir şişe alarak içine de su kattığı hâlde çakmış” olduğunu, ama içtikten sonra berbat durumlara düştüğünü yazar. Sonra da “mezkûr düzü ben de gazeteler gibi tavsiye ederim” diye dalgasını geçer. Anlaşılan üstat Erdek Rakısı’nı hiç beğenmemiştir. Abdülhak Şinasi Hisar ise Erdek Rakısı’nın Umurca Rakısı ile birlikte dönemin en iyi rakılarından biri olduğunu söyler.

(Erdek Düzü) 19. yüzyılın popüler rakı markası.



Osmanlı’nın şarap kültürü, edebiyatına da yansımış. 1838’de vefat eden ve kabri Galata Mevlevihanesi mezarlığında bulunan şair Ayıntaplı (Antepli) Ayni Efendi’nin şu dizeleri, bu örneklerden:
*Gice gündüz içüp 
Erdek
 şarâbı
*Ola Nukl’i mezem ördek kebâbı
*Varub sofi içer papazkarası
*Olur meyhanede yüzler karası
*Sığır dili kavurma kuş kebâbı
*Söğüş büryan ile nûş it şarâbı





29 Aralık 2016 Perşembe

Kendi İçinden Başka Her Yerde Yabancısın

eswsa

“Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
 Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.”
Mevlana

Nereye gidersen git!
İstersen yerin yedi kat dibine, istersen dünyanın öteki ucundaki bir tepenin zirvesine…
İstersen uzaya, ışık hızıyla çok uzaktaki bir gezegene git, gerçekte kendinden başka gidebileceǧin hiç bir yer yok.
Gidebileceǧin tek yer kendi iç dünyandır. Sana en uzak ve  en yakın yer orasıdır.
Nerede ve kimde ararsan ara, kendinden başka sıǧınabileceǧin hiç kimse yok. İnsanın en gizli ve en büyük sıǧınaǧı kendisidir.
Kendi içine saklananı kimse bulamaz.
Hayatın en karmaşık gizlerine giden  yollar, insanın kendi içinden başlıyor. Neyi ararsan ara, önce kendi içindeki gizleri çözmediǧinde, hayatın gizine de ulaşamazsın.
Bütün yollar insanı kendisine götürür, ama bunun için önce insanın kendini arama, iç sorgulama serüvenine girmeye karar vermesi gereklidir. İnsanın kendisini arama serüveni risklidir, çünkü kendini ararken kendini tamamen kaybedebilir de. Kendini ararken, kendinden uzaklaşabilir de. Ancak yine de kendine ve hayatın sırrına, anlamına ulaşmanın tek yolu da budur. Gerçek insanın içindedir, onu keşfederek dış dünyanın gerçeǧiyle bütünleştirdiǧinde, işte o zaman hayatın tüm sırlarını öǧrenmeye ve gerçeǧe ulaşmaya da yaklaşacaktır.
Rollo May, insanın kendini sorgulayabilmesi için, önce benliğinin farkında olması zorunlu  olduǧuna dikkat çekerek şöyle der:
“Kendimizin farkına varma’ yolculuğuna çıkmadan ve içimizdeki güç odaklarını keşfetmeye başlamadan önce şu soruyu soralım kendimize: Bizim aradığımız benlik anlayışı nedir, tam olarak neyin peşindeyiz ?” [1]
Toplumsala giden yol da, önce kişinin kendine doǧru adım atmasından, kendisini tanımasından geçiyor. Özgür birey olamayan kişi, toplumun da bir parçası olamaz; olsa olsa işlevsiz bir vidaya dönüşür. Böyle bir insan, ancak kalabalıklar içerisinde kaybolmuş, silik, sıradan bir kişilik oluverir.
 hffhhf
hffhhf

                                                                                                     Ben  ne kadar benden oluşuyorum?
  “Yeryüzündeki tek gerçek mutluluk,
kendi sahte kimliǧimizin
zindanından kaçabilmektir.”
“V for Vendetta” (2005)

Mevlana’nın dediǧi gibi, “Sende senden ne var?” diye sormalıyız kendimize.
Ben  ne kadar benden oluşuyorum, yoksa ben sandıǧım şeyler aslında başkaları mı? Kendi özelliklerim sandıǧım şeyler, aslında başkalarının taklit ettiǧim özellikleri mi? Ben ne kadar kendimim; saf, öz kendim?.. Yoksa saf ve öz kendim, yalnızca bir yanılsamadan mı ibaret?
İnsanın kendisi olması, aslında başkası olmasından ya da kendisine yabancılaşarak başkasını taklit etmesinden çok daha zordur.
Her şey olabilirsin: Bir kral, bir zengin, bir ünlü. Fakat böylelikle kendin olmuş olmazsın. İnsanın kendisi olması, bütün bunları olmasından çok daha zordur. İktidar, zenginlik ve ün, işte bunlar çoǧu zaman kişinin kendisine giden yolu kapatan duvarlardır.
“Bu içsel doğa bilimsel ve nesnel (daha doğrusu, doğru bir “bilim” anlayışı ile yapılan) çalışmanın konusu olabilir ve bu iç doğanın nasıl bir şey olduğu keşfedilebilir (keşfetmek- icat etmek ya da yapmak değil). Aynı şey, iç-arayış ya da psikoterapi yolu ile öznel bir şekilde de yapılabilir. Bu iki girişim de birbirini tamamlar ve destekler. Bu deneysel teknikler genişletilmiş bir insancı bilim felsefesinin konusu olmalıdır.”[2]
İçimizde bir doǧa vardır. Bu doǧayı keşfetmezsek, aǧaçlar yapraklarını dökecek, o doǧa giderek kimliǧini, özgünlüǧünü yitirecektir. Bir boşluktur bunun ötesi içimizde, sınırsız ve anlamsız bir boşluk duygusu, hepsi bu işte.
                                                                       Kendi içimizden başka her yerde yabancıyız
“Soruyu yüreğinden sor, cevap da yürekten gelecektir.”
 Omaha Kabilesi

Kendi zirvemize çıkmadıktan sonra, dış dünyada sarf edeceǧimiz çabaların karşılıǧını da alamayacaǧız ve hayat bizi asla tatmin edemeyecek. Kendi zirvene çıkmazsan, Everest’in tepesine bayraǧımızı diksek boştur.
Kendimiz olmadıǧımızda gidebileceǧimiz tek yer boşluktur, sonsuz bir boşluk ve hava hayatımızın içini dolduracak ve onu şişirecektir. Ta ki bir gün bu balon patlayana dek, onun içerisinde boşluk hissi veren duygularla yaşayacaǧız, sahte bir hayat süreceǧiz.
Kendisinden başka her şey olan ve hiç kendisi olamayan bir hayatçık. Bir zavallılık serüveni.
Kendini tanıma sorununa olumlu bir yanıt vermek için, Jung’un dediǧi gibi bireyin büyük bir özenle benliğini sorgulama ve kendini tanıma çabasına gönüllü olması gerekir.
“Önyargılarımızı ve yanılsamalarımızı ancak, kendimizi ve başkalarını daha geniş bir psikoloji bilgisiyle tanıyarak, varsayımlarımızın mutlak doğruluğunu sorgulamaya ve bunları özenle ve elimizi vicdanımıza koyarak nesnel gerçeklerle kıyaslamaya hazır olduğumuz zaman anlayabiliriz.”[3]

Bunları yapmadıǧımız sürece o çok anlamlı sandıǧımız, içini doldurduǧumuzu düşündüǧümüz hayatımız, içi havayla dolu bir balondan öteye gitmeyecektir.  O Pinokyo’dan bile uzun burnumuzu ve anlamsız kibrimizi görmediǧimiz ve bunlarla yüzleşmediǧimiz sürece, kendi iç dünyamıza adım da atamayacaǧız.
Kendi içimizden başka, her yerde bir yabancıyız ve öyle de kalacaǧız.
Bir at dörtnala koşarak yokuştan aşağı inmiş. Üzerindeki adam, önemli bir yere yetişiyor gibi görünüyormuş. Yolun kenarından biri bağırmış, “Nereye gidiyorsun?“,“Bilmem, ata sor.” demiş diğer adam.
Atın, yani hayatımızın dizginlerini kendi elimize alarak, kendimizi tanımaya çalışırsak, belki gideceǧimiz yönü de hayat deǧil, biz belirleyebiliriz.

Erol Anar

[1] Rollo May: “Kendini Arayan İnsan”, Kuraldışı Yayınları, İstanbul 1997, s. 81.
[2] Abraham Maslow: “İnsan Olmanın Psikolojisi”, Kuraldışı Yayınları, 2001, İstanbul,  s. 203.
[3] C. G. Jung: “Keşfedilmemiş Benlik”, İlhan Yayınevi, 1999, İstanbul, s. 116.

Dünyalılar

24 Kasım 2016 Perşembe

16 Kasım 2016 Çarşamba

Bize ne lazım?

Ya derine indim yüzeye çıkamıyorum,

Ya da kendi içimde kayboldum kendimi bulamıyorum…

Efendim hangisiyse iki kelime edeceğim size dostane…




3e684a8ebb191c62a3fbf4de63310bac

İnsan ne demekti? Neye ihtiyaç duyardı?

Klasik sorular değil artık bunlar farkında mıyız? Şöyle bir kuş olup bakın güzel ülkemize… Daha da yükselin bir bakıverin hele şu dünyaya… Arzu eden daha da yükselebilir…
Ne eksik sizce? Af edersiniz, ne var?
Görüntülerin aldatmacasında, yalnızca kendimizi kandırarak sürdürdüğümüz bir suni yaşamdan ibaret artık hayatımız… Hani Ümit Ustanın domates çorbası tarifine bakar gibi linkler siteler ya da bloglar çıkarsa karşınıza internetten “İnsan olmak ne demektir?” diye lütfen hiç şaşırmayalım.
Hastalanan köpeğimizi götürmek için caddede aranıp durduğumuz “Veteriner” tabelalarını arar gibi “İnsan Rehberi” tabelalarına da rastlarsak hiç mi hiç şaşırmayalım…
Her şey olmayı beceriyor da niye bir türlü insan olamıyoruz ki biz? Nedir bu bizi bizden ta uzaklara götüren şeyler?
Kimi dağa çıkmış, kendi can güvenliğini sağlayan kardeşini öldürüyor?
Kimi almış eline bir din mektubu haberi yok tersten okuyor…
Kimi üzgün, kimi mazlum, ‘ah’ları göğe yükseliyor…
Kiminin yüreğine ateş düşmüş, kimi diskoda barda aynı anda göbek atıyor…
Kimi yüreğine sabrı öğretirken kimi ise küfrediyor…
Kimi kendine dokunmayan yılan bin yıl yaşasıncı olmuş, sözüm ona kişiselleşmiş, birey olmuş (?) lakin özünü unutmuş…
Kimi nasıl daha fazla kazanırım derdinde, kimi nasıl daha fazla kurtulurum kendimden…
Kimi doğuyor, kimi ölüyor…

Kim bu kimler? Ben kimim? Sen kim?Ah nasıl da çokmuşuz? Aslında bir varmışız bir yokmuşuz…

Biter mi sizce bu kimileri? Peki neden bitmez? Kimse aynayı kendine çevirme cesaretinde değil de ondan, hep o var, hep şu, hep bu… Hiç işaret ederken bir parmağımızın da kendimizi gösterdiğine dikkat ettik mi? Şikayetimiz var, doğrudur. Fakat önce kendimi düzeltebilirsem, bu şikayet ettiğim sistemin çökeceğini kaç kişi idrak edebiliyor sorarım hepimize?
Şekillere takılıp insanın içine bakabilen kaç kişiyiz peki? Üzerime günahımı örter gibi örttüğümü sandığım ve kaç yüz milyona satın aldığım o örtüm ve türbanımın kaç fakirin karnını doyuracak para olduğunu hesaplayacak da zekâya sahip kaç kişiyiz? Ya da havuz başında güneşlenirken bir şehidin ölümüyle kaç kişi güneş kremini sürmeye devam etmekten vazgeçip bize ne oluyor diye soruyor? Ancak internet üzerinden işin dedikodusunu yapabiliyoruz ne acziyettir ki bu bitmek bilmeyen…
Kuran’ı okuyoruz diyenlere lafım (idrakinde olanlar zaten üzerlerine alınmazlar) Acaba biz Kuran’ı tersten mi okuyoruz? Sosyal medyada “Zenginliğimden uyuyamıyorum” diye yazmış birileri. Rabbim sen fakirliğimizi arttır diyesim geldi bir an… Sahibi olmadığımız, tabiriyle şu üç günlük dünyada biz en çok bize ettik ve etmeye devam ediyoruz. Çoğaldıkça benler bir türlü toparlanamıyor kendimizde, gittikçe uzağa gidiyoruz. Ölmekten korkuyoruz sonra, sanki can da beden de bizimmiş gibi davranıyoruz. Hastaları hastanelere, suçluları ceza evlerine, delileri akıl hastanesine tıktık ya sanki dışarısı cennet, dışarıdakiler masummuş gibi…
Bize bir insan lazım insanlığımızı hatırlatacak…
Bize bugün “Gerçek bir Müslüman” lazım, Müslümanlık neydi anlatacak…
Bize bugün bir yürekli insan lazım ülke yönetimine Hakkın adaletini halka getirecek, kul hakkını gözetecek…
Bize bugün fazlaca sahibi olmak istediklerimizin ve sahip olduğumuzu zannettiklerimizin, yarın toprak ana tarafından asla kabul görmeyeceğini anlatan bir biz lazım…
Bize bugün ömrümüzü sahibi olmak uğruna boş yere harcadığımız ve bizi asla mutlu edemeyen dünyaya ait her ne varsa kurtulursak cenneti bulacağımızı anlatacak bir dost lazım…
Bize bugün bir insanlık tabelası lazım durmadan yanlış yöne gittiğimizi hatırlatacak…
Bize bugün bizi kişiselleştiren hiçbir şey lazım değil! Hepimizin birliğini hatırlatan bir biz lazım…
Bize bugün biz ne demek anlatan bir biz lazım…
Bize en çok da ahde vefa, hatırlamak idraki, her an yaratılmakta olan cenneti görebilecek bir göz, asıl sesimizi duyacak bir kulak, gözyaşı döken mazlumla ağlayabilecek temizlikte bir yürek lazım…
Allah’ım, Lütfen lütfet Bizi Bize …
Bize ne lazım?