İNSAN DÜŞÜNEN VARLIKTIR.

6 Ağustos 2010 Cuma

ETKİN-ETKİLİ İLETİŞİM VE İLİŞKİ KURABİLME YETENEKLERİMİZİN KEŞFİ

BİLİYORUZ Kİ BİREY OLARAK FARKLI GENLERE, KİŞİLİK ÖZELLİKLERİNE, ZEKA VE ALGI KAPASİTELERİNE SAHİBİZ. DOĞAL OLARAK DIŞ DÜNYAYI VE ORADA OLANLARI ALGILAMA, ANLAMA, KAVRAMA, YORUMLAMA, KENDİ İÇ BENLİĞİMİZLE VE DİĞERLERİYLE İLİŞKİ-İLETİŞİM KURMA YETENEKLERİMİZ DE FARKLILAŞIR. BU NEDENLE ÖNCE FARKLILIKLARIMIZIN FARKINDALIĞINA ULAŞMAMIZ GEREKLİDİR. SONRADA BU FARKLILIKLARIN UYUM SÜRECİNE GİREBİLMELİ VE İŞTE ORADA İLİŞKİ-İLETİŞİM DANSINI YAPABİLMELİYİZ.
ETKİN-ETKİLİ İLETİŞİM VE İLİŞKİ KURABİLME BAŞTA İÇ HUZURUMUZ OLMAK ÜZERE HEM ÖZEL HAYATIMIZ HEMDE İŞ HAYATIMIZ İÇİN ÖNCELİKLİ ÖNEM TAŞIMAKTADIR. HEPİMİZİN ORTAK BEKLENTİSİ OLAN DOGRU ANLAMAK VE ANLAŞILABİLMEK YAŞAMDAKİ PEK ÇOK DURUMUN KONTRÖLÜNÜ BİZE SUNABİLMEKTEDİR.

İLETİŞİM KİŞİNİN KENDİYLE BAŞLAR. KİŞİNİN KENDİYLE OLAN İLİŞKİSİNDE KENDİNİ ANLAYABİLMESİ VE ÇEVRESİNE ANLATABİLMESİ İSE KİŞİLERİN BENLİKLERİNİ; KARŞILIKLI ETKİLEŞİMDE VARETMELERİNİ SAĞLAR, DEĞERLİ KILAR VE BENLİK ÖZ SAYGISINI YÜCELTİR.
İŞTE BU BENLİK ÖZ SAYGISINIDA KİŞİSEL BÜTÜNLÜĞÜN TEMEL TAŞLARINDAN BİRİ OLARAK ADLANDIRBİLİRİZ.

KİŞİSEL BÜTÜNLÜĞÜMÜZE ULAŞABİLMEK…YAŞAMIN ÖZDEKİ NİYETİ DİR; MUTLULUK, BAŞARI, HUZUR……ÇOŞKU VE ANLAM ARAYIŞIMIZ İÇİN..
Dr. Funda Ece
Klinik psikolg ve aile terapisti

KULAĞIM SENDE GÖZÜM ÜSTÜNDE HEY YAŞAM....


Yaşıyor olmak hali hazırda bir çok sorumluluğu da peşinden getirir diye düşünüyorum. Henüz ölmemişsek !!! En azından nefes almak, beslenmek, tuvalet ihtiyacımızı gidermek ve dahası...
Şimdi nefes alamamayı deneyelim, karar verelim VE deneyelim; " 1, 2, 3....' olur mu hiç böyle bir şey dediğinizi duyar gibiyim. İnsan nefes alır ve verir, istemsizdir bu davranış değil mi ?
Birde tuvalete gitmeyelim...Hayal edebiliyor musunuz ? Nasıl bir şey olurdu acaba bu ? Hep beslenelim ama tuvalete gitmeyelim. Sanırım hiç birimiz bu deneyimlerde bulunmak istemeyiz.Neden mi ?
ÇÜNKÜ HENÜZ YAŞIYORUZDUR...
Konumumuz, mevkimiz, gelirimiz, tipimiz nasıl olursa olsun, kolumuzun- bacağımızın- zekamızın eksik olması evet gerçekten her ne olursak olalım;
Henüz yaşıyorsak bir şeyi kabul etmeliyiz; BU EVRENDE HEPİMİZ VARIZ VE HİÇ BİRİMİZ BUNU İNKAR EDEMEYİZ...
İnkar etmeyi bir kere deneyelim mi ? Hep birlikte... Bende deniyorum... " Farkındayım... nefes alıyorum, kalbimin sesini duyuyorum,midemde hazımsızlık var, ayak parmaklarım şu an üşümüş hissediyorum,dışarıdan gülümseten çocuk çığlıkları duyuyorum ". Evet ben yaşadığımı bir türlü inkar edemedim...
Her ne durumda ve koşulda olursa olsun, doğan doğduğu an; işte an bağımsız ilk nefesinde yaşamış olacağının sorumluluğunu da üstüne alır. Kendi yaşamının lideridir, efendisidir, işçisidir. İster derin derin , ister çabuk çabuk nefes alır...
İster durur kendine bir tokat atar, ister yanaklarını okşar ister varoluşunu belgeleyen bedenini ve ruhunu sağlıklı besler isterse ona zarar verir. Burada sonuç ne olursa olsun konu; kendi yaşamımızın sorumluluğunu almaktır.
Evet, kendimizi pozitif değerlendirebileceğimiz gibi negatifte değerlendirebiliriz. Bu bizim elimizde. Lider artık biziz. Bu arada biliyoruzki; Hitler' de Atatürk' de bir liderdi. Yaptığımız şeylerin sonuçlarının kendimize veya başkalarına fayda veya zarar verebileceği olasılığı bizim lider olmamızı asla değiştirmez. Olsa olsa iyi yada kötü sonuçlar üreten bir lider olabiliriz. ÖNEMLİ OLAN BİR NOKTA DAHA; İYİ VEYA KÖTÜ BİR LİDER OLMAYA " KARAR VERMEK " BUDA BİZİM ELİMİZDE...
... şu an bir eğitmen, girişimci, sevgili, eş, baba, kardeş, dost ve daha bir çok şey olabiliriz. Her ne isek, ne olmak istiyorsak; tam burada, bu noktada gene biz lideriz. Bu düşüncenin büyülü, şefkatli, güçlü ve güvenli bir dokunuşu var. VEEEEE her birini içimizde yaşatmak için birilerinden izin almak ve para vermek zorunda değiliz...
o zaman şimdi burada duralım ve kendimize bakalım. Ne duyuyoruz ? Ne görüyoruz ? Ne hissediyoruz ? Yada ne görmek, ne duymak ve hissetmek istiyoruz ?
İyi şeyler yaşamak istiyorsak, önce iyi şeyler yaşatmalıyız. Başarılı insanlarla çalışmak istiyorsak önce başarılı olmayı amaçlayız. Büyük işler yapmak istiyorsak büyük düşünmeliyiz. Her ne duymak, görmek ve hissetmek istiyorsak; ilkönce biz göstermeliyiz, duyurmalıyız, hissettirmeliyiz.
Hayal edelim, şöyle bir canlandıralım; kendi ellerimizi kendimiz kirlettikten sonra onları yıkamasını bir başkasından nasıl rica ederiz ki ; " Hadi bir zahmet şu ellerimi bir yıkayıver de gel... "
Bir şeyi yanımızdakilerin bizimle paylaşmasını istiyorsak, ilk önce biz onlarla paylaşalım. DURALIM; BASTIĞIMIZ YERİ İNCELEYELİM. İYİSİMİ BİZ KENDİMİZE SARILALIM VE KENDİMİZİ KUTLUYALIM. NEREDE DURDUĞUMUZU NE ŞEKİLDE DURDUĞUMUZU " FARKEDELİM "
KENDİ YAŞAMIMIZIN HEM LİDERİ HEMDE İŞÇİSİ OLALIM...
KARŞILIK BEKLEMEDEN, ÖNCE KENDİMİZE BİR İYİLİK YAPALIM VE BIRAKALIM BÜTÜN EVRENE YAYILSIN. KENDİMİZE YAPTIĞIMIZ HER İYİLİK, BİR BAŞKASININ İYİLİĞİNE EL VERMEKTİR...
Dr. Funda Ece
Klinik psikolg ve aile terapisti
http://www.fundaece.com

11 Mayıs 2010 Salı

Jean Paul Sartre'dan Sözler

Jean 
Paul Sartre• İntihar kaçış değil, reddediştir…

• Ask; iki insanın bilinçlerini birleştirme çabasıdır. Boşuna bir çaba çünkü insan kendi bilincine mahkumdur…

• En büyük günah pişmanlıktır…

• Varlığında, varlığın var olmasının söz konusu olduğu bir varlık olarak var olan bir varlığım…

• Nesnelerin bir ters yüzü vardı, insan aklını kaçırdığı zaman bunu görürdü…

• Benim gibi yaşlı bir devrimciye böyle bir ödül vermek, kapitalizmin öç alma girişiminden başka bir şey değildir. ( Nobel Ödülünü reddederken )

• Birini sevmeye koyulmak başlı başına bir iş, bir girişimdir. Güç ister, yürek ister, körlük ister...Hatta başlangıçta öyle bir an vardır ki uçurumun üstünden sıçramak ister; düşünmeye kalkarsan aşamazsın onu...

• En bayağı bir olayın serüven haline girmesi için onu anlatmaya koyulmamız gerekir ve yeter. İnsanları aldatan da bu zaten. Kişioğlu hikâyecilikten kurtulamaz, kendi hikâyeleri ve başkalarının hikâyeleri arasında yaşar. Başına gelen her şeyi hikayeler içinden görür. Hayatını sanki anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır.
• Düşünce özgürlüğünden yoksun olmak düşündüğünü söyleyememek değil hiç düşünememiş olmaktır…

Yalnızlık - Denemeler

Yalnızlık - Denemeler


Montaigne
Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş, daha rahat yaşamak. Fakat her zaman, buna hangi yoldan varacağımızı pek bilmiyoruz. Çok kez insan dünya işlerini bıraktığını sanır; oysaki bu işlerin yolunu değiştirmekten başka bir şey yapmamıştır. Bir aileyi yönetmek bir devleti yönetmekten hiç de kolay değildir. Ruh nerde bunalırsa bunalsın, hep aynı ruhtur; ev işlerinin az önemli olmaları, daha az yorucu olmalarını gerektirmez. Bundan başka, saraydan ve pazardan el çekmekle hayatımızın baş kaygılarından kurtulmuş olmuyoruz.
Ratio et prudentia curas,

Non locus effusi late maris arbiter, aufert.
(Horatlus)
Dertlerimizi avutan akıl ve hikmettir,
O engin denizlerin ötesindeki yerler değil
Ülke değiştirmekle kıskançlık, cimrilik, kararsızlık, korku, tutku bizi bırakmaz.
Et post equitem sade atra cura. (Horatius)
Ve keder, atımızın terkisine binip gelir.
Onlar manastırlarda, medreselerde bile peşimizi bırakmazlar. Bizi onlardan ne çöller kurtarabilir, ne mağaralar, ne de bedenimize ettiğimiz işkenceler
Haeret lateri letalis arundo. (Virgilius)
Öldürücü yara bağrımızda kalır.
Sokrates'e birisi için, seyahat onu hiç değiştirmedi, demişler. O da: Çok doğal, çünkü kendisini de beraber götürmüştür, demiş.
Quid terras alio calentes

Sole mutamus? patria quis exul

Se quoque fugit?
(Horatius)
Niçin başka güneş başka toprak ararsın?
Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?
İnsan önce içindeki sıkıntıyı dağıtmazsa yer değiştirmek daha fazla bunaltır onu: Nasıl ki yerine oturmuş yükler daha az engel olur geminin gidişine. Bir hastaya iyilikten çok kötülük edersiniz yerini değiştirmekle. Hastalığı azdırırsınız kımıldatmakla, nasıl ki kazıklar daha derine gidip sağlamlaşır sarsıp sallamakla. Onun için kalabalıktan kaçmak yetmez, bir yerden başka bir yere gitmekle iş bitmez: İçimizdeki kalabalık hallerimizden kurtulmamız, kendimizi kendimizden koparmamız gerek
Rupi jam vincula dicas;

Nam luctata canis nodum arripit; attemen illi,
Cum fugit, a collo trahitur pars longa catenae. (Persius)
Kırdım diyorsun zincirlerini;
Evet, köpek de çeker koparır zincirini,
Kaçar o da, ama halkaları boynunda taşıyarak
Zincirlerimizi götürürüz kendimizle birlikte; tam bir özgürlük değildir kavuştuğumuz; döner döner bakarız bırakıp gittiğimize; onunla dolu kalır düşlerimiz.
Nisi purgatum est pectus, quae prelia nobis

Atque pericula tonc ingratis insinuandum?

Quantae conscindunt hominem cuppedinis acres

Sollicitum curae, quantique perinde timores?

Quidve superbia spurcita, ac petulantia, quantas

Efficiunt clades? Quid luxus desidiesque?
(Lucretius)İçi arınmamışsa, neler bekler insanı,
Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna!
Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar.
Ne korkular içinde kıvranır insan!
Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet,
Öfke, gevşeklik ve tembellik!


Kötülüğümüz içimizde bizim; içimizse kurtulamıyor kendi kendisinden.
In culpa est animus qui se non efiugit unquam. (Horatius)Ruhun derdi içinde ve kaçamaz kendi kendinden.
İnsanın, olanak varsa karısı, çocuğu, parası ve hele sağlığı olmalı, ama mutluluğunu yalnız bunlara bağlamamalı. Kendimize dükkanın arkasında, yalnız bizim için bağımsız bir köşe ayırıp orada gerçek özgürlüğümüzü, kendi sultanlığımızı kurmalıyız. Orada, yabancı hiçbir konuğa yer vermeksizin kendi kendimizle her gün başbaşa verip dertleşmeliyiz; karımız, çocuğumuz, servetimiz, adamlarımız yokmuş gibi konuşup gülmeliyiz. Öyle ki, hepsini yitirmek felaketine uğrayınca onlarsız yaşamak bizim için yeni bir şey olmasın. Kendi içine çevrilebilen bir ruhumuz var; kendi kendine yoldaş olabilir; kendi kendisiyle, çekiş dövüş, alışveriş edebilir. Yalnız kalınca sıkılır, ne yapacağımızı bilmez oluruz diye korkmamalıyız.
In solis sis tibi turba locis (Tibulhıs)
Issız yerlerde kendin için bir evren ol
Erdem, der Antishenes, kendi kendisiyle yetinir; ne kurallara baş vurur, ne laflara, ne gösterişlere.
Yapmaya alıştırıldığımız işlerden binde biri bile kendimizle doğrudan doğruya ilgili değil. Bakarsınız bir adam canını dişine takmış, kurşun yağmuru altında, yıkık bir kale duvarına tırmanıyor bütün hıncıyla; bir başkası, karşı tarafta, kan revan içinde, aç susuz savunuyor o kaleyi ölesiye: Kendileri için mi gösteriyorlar bu yararlığı? Uğrunda ölecekleri ve hiç görmedikleri insan belki o sırada kılım kıpırdatmadan keyif sürmektedir. Bakarsınız bir başkası, bitkin, perişan, saçı sakalı birbirine karışmış kitaplıktan çıkıyor gece yansından sonra: Bunca kitabı daha iyi, daha akıllı bir insan olmak için mi karıştırdı sanırsınız? Yok canım sen de! Ya ölecek o kitaplıkta ya öğretecek yarınki kuşaklara Platus'un dizelerini hangi düzenle kurduğunu ve falan Latince sözcüğün nasıl yazılması gerektiğini. Kim seve seve feda etmiyor sağlığını, canını şan şeref için? Oysa kalp bir paradan başka nedir ki şan şeref? Kendi ölümümüzden korkmakla yetinemeyiz; karılarımızın, çocuklarımızın, adamlarımızın ölümünden de korkmak zorundayız. Kendi işlerimizden çektiğimiz sıkıntı yetmiyormuş gibi komşularımızın, dostlarımızın işleriyle de dertlere sokar, bunaltırız kendimizi.
Vah! quemquamne hominem in animum instituere, aut
Parare, quod sit charius quam ipse est sibi? (Terentius)
Vah, vah! Nasıl olur da insan bir şeyi
Kendinden daha çok sevmeye kalkar? (Kitap 1. bölüm 39)



DENEMELERMichael De MONTAIGNETürkçesi: Sabahattin EYUBOĞLUCem Yayınevi29. Basım 1997Sf. 59-64

Nietzsche Aforizmalar



Nietzsche
Nietzsche
- İnsan,güzel bir tenin altındaki çirkinliği görmemek için gözlerini kör etmeden bir kadını sevemez;derinin altında kan,damarlar, yağ, sümük,dışkı;bu fizyolojik iğrençlikleri görmez.Aşık insan,kendi gözlerini çıkarmalı, gerçeklerden feragat etmelidir.Benim için ise böyle bir gerçek dışı yaşam,yaşarken ölmek demektir.
***
- üstinsan hiç olmadı.çıplak gördüm her ikisini de en büyük ve en küçük insanı; pek fazla benzeşiyorlardı. gerçekden en büyüğü pek insanca geldi gözüme!
***
- bu dahil bütün genellemeler yanlıştır.
***
- " niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatçısıdırlar. "
***
" kendi alevinle yakmaya hazır olmalısın kendini : kül olmadan nasıl yeniden doğabilirsin ki? "
***
" insan da ağaca benzer. ne denli yükseğe ve ışığa çıkmak isterse, o denli yaman kök salar, yere, aşağılara, karanlığa -kötülüğe. "
***
" kemiklerin, et parçalarının, bağırsakların ve damar sisteminin deri ile kaplı oluşu nasıl insanın görüntüsünü çekilir hale getiriyorsa, tıpkı, onun gibi ruhun heyecanlarıyla tutkuları da hiçlikle kaplıdır. hiçlik, ruhun derisidir. "
***
"gizemsel izahlar derin sayılır.doğrusu şu ki,yüzeysel bile değillerdir onlar. "
***
" sizlere söylüyorum : dünyaya bir yıldız getirebilmek için insanın benliğinde hala kaos olması gerek. sizlere söylüyorum, hala o kaos var benliğinizde. "
***
"vurun kırın iyilerle doğruları! ey benim kardeşlerim, anladınız mı bu sözü? "
***
-"hepimiz bir sürü parçadan oluşuruz ve bu parçalar kendilerini ifade etmek için çırpınır. bizler yalnızca varılan son uzlaşmadan sorumlu tutulabiliriz. her parçanın sahip olduğu karmaşık dürtülerinden değil.."
***
-"biriyle tam olarak ilişki kurabilmen için, önce kendinle ilişki kurabilmelisin."
***
-"en çok çiğ damlası, en sessiz gecede düşer"
***
-"kendi yalnızlığımızı kucaklayamazsak, inzivaya karşı kalkan olarak başka birini kullanırız. yalnızca bir kartal gibi yaşayabilen insan, başka birine sevgisini verebilir; yalnızca o zaman insan bir başkasının büyümesi ve gelişmesiyle ilgilenebilir.
***
-"her insan, gerçeğin ne kadarına dayanabileceğini seçmeli."
***
-"mezarlıkların, insan zihnini dinlendirdiğini ve yaşamdaki önceliklerin değerledirilmesini sağladı söylenir."
***
-"ikili yaşam ilave yaşam gibi. insana adeta uzatılmış bir yaşam sunuyor."
***
-"bizler arzu edilenden ziyade arzu etmeye aşığızdır"
***
-"yaşam planınız sizin elinizde değilse, varlığınızı rastlantıya bırakmışsınız demektir"
***
-"insanların tarzları, iki temel bölüme ayrılabilir:
ruhunda sükunete kavuşmak ve mutlu olmak isteyen insanlar, inanmalı ve iman etmeliler. ama hakikatin peşindeki insanlar iç huzurundan feragat edip yaşamlarını bunu sorgulamaya adamak zorundadırlar.."
***
-"başkalarının kurallarına uymak, insanın kendini yönetmesinden çok daha kolaydır."
***
"bilse de bilmese de, istese de istemese de herkes dunyanin tumu, varligin tumu icin payina duseni yapar."
***
"sevgi, seven insanin yuce ve gizli yeteneklerini yuzeye cikarir."
***
"erkegin mutlulugu: istiyorum, der. kadinin mutlulugu ise: istiyor, der."
***
"kendinin derin oldugunu bilen kimse aydinliga yonelir; kalabaliga derin gorunmek isteyen kimse ise karanliga yonelir."
***
"gunun birinde simsegi atesleyecek kimse uzun zaman... bulut olmalidir."
***
"gizemsel izahlar derin sanilir; dogrusu su ki, yuzeysel bile degildir onlar."
***
"her aliskanlik elimizi daha becerikli, aklimizi ise daha beceriksiz hale sokar."
***
"sehvet denen kancik it bir parca et bulamadi mi nasil da bir parca akil ister!"
***
"birisi soyle diyordu: "bu iki insan hakkinda derin dusunmedim: bu da onlara olan sevgimi gosterir.",
***
"bilgi'nin velileri olamazsaniz savascilari olun bari!"
***
"seni ovdukleri surece kendi yolundan gittigini sanma sakin: baskasinin yolunda gidiyorsun."
***
"ucurumlari sevenin kanatlari olmali."
***
"her insan benliginde entelektuel yuksekligin ve ahlaksal temizligin cifte ozlemini tasir. her dusuncede acilmak egilimi de olan iki kanat vardir: deha ve kutsallik."
***
"sevgi yuzunden yapilan sey her zaman iyilikle kotulugun otesinde yapilir."
***
"bir nesneyi hem sevebilen, hem de alay edebilen kimse, dehaya erismis demektir."
***
"en insancil davranis, birisinin utanmasini onlemektir."

10 Nisan 2010 Cumartesi

Zaman - Can Dündar

Zaman - Can Dündar



 Bizim ak sakallı ihtiyar yine çıkageldi dün... Her sene geldiği gün... aynı saatte... Aculdu. Telaş içinde konuştu benle...
 Dedim: "Hayrola acelen ne?"
 "Acelem yok" dedi, "Ben her zamanki tempomdayım, ama sana hızlı gibi gelmeye başladım"
"Dönüp bakıyorum da, amma yol katetmişiz seninle" dedim, "Nasıl geçtik onca yoldan anlayamadım."
 Güldü: "Başta anlayamaz insan” dedi, "... anladığında da çok geç olur” "Tempona ayak uydurmak zo\"dedim, "Boyuna koşturuyorsun. Biz uykudayken bile durup dilenmiyorsun. Sen hızla ilerlerken, biz geriliyoruz mütemadiyen... Koşarken yıpratıyorsun bizi... Kesiyorsun nefesimizi... Acelen ne? Ağır ol biraz...! Hiç geri dönüp bakmaz mısın? Yarını takmaz mısın? Oturup soluklanmaz mısın?"
 Çok görüp geçirmiş ihsanlara mahsus bir merhametle baktı gözleri... Hakim, sakin ve mutedil... dinledi öfkemi...
* * *
 "İnsafsız, duraksız, fasılasız aktın.
 Ardında binlerce yitik düş, kırık hayal bıraktın. Direndik sana karşı... Ezberledik, geçmiş, gelecek, geniş hallerini... şimdiki halimize derman olur diye... Oysa senin halin değil, bizimkiydi değişen...
 Fotoğraflarda durdurmaya, albümlere hapsetmeye çalıştık seni... Ziyan etmemeye çalıştık hiçbir saniyeni... Koştuk panik içinde... düşe kalka, ağlaya sızlaya, oynaya güle... Yarıştık seninle... Kazandım sananların tacı, bir perçem ak olup düştü başlarına... Çaresiz, barıştık seninle... Lakin gün oldu, isyan ettik, herkese ayrı işleyen adaletine..."
Kızdı bu lafa ihtiyar... Diklendi: "-Aynı hızda yürürüm ben hep, ayrıcalık tanımam kimseye..." diye kestirip artı. "Krallar bile dayanamadı hızıma..." "-Hadi canım" dedim.“Kimine alabildiğine cömertsin, kimine gelince kör olası bir cimri... kum saatin akar deli gibi..."
 "- Ben değilim müsebbibi..." diyecek oldu... Fırsat vermedim savunmasına...
 "- Gerçekten adilsen eğer, söylesene niye en mutlu olduğumuz an ışıktan hızlısın.... acı çektiğimizde kaplumbağadan yavaş...?"
* * *
 "- Anlaşıldı mesele..." dedi. "iyisi mi ben sana bir yardımcımı yollayayım. 'Sabır'dır adı... Merhemidir yarattığım tahribatın..."
 Omuz silktim:
"Ben sabır istemiyorum, rehaveti özlüyorum" dedim. "Senin o tükenmez gibi göründüğün, hesaba gelmediğin halini, eski aheste akışını, günün bir türlü batmak bilmediği o sohbeti bol yaz akşamlarını, o dolunayda yıldız yıldız gülümseyen uzun lacivert geceleri, salkım saçak güneş altında ışıkla özgürce seviştiğimiz nihayetsiz ve meşakkatsiz günleri, bahçede öğle uykularında saçımı okşayan şefkatli eli, babamın itinayla kurduğu saatten evinden geniş aralıklarla kafasını çıkarıp neşeyle guguklayan kuşun mesut, müjdeli sesini özlüyorum..."
 "- Seni anladım" dedi ak saçlı ihtiyar, "yapabileceğim tek iyiliği yaptım sanıyordum. Hafızanı körelttim diye biliyordum. Sabra sığınmıyorsan, unutmaktır en iyisi..."
** *
 Oysa ben, her daim sabırsız ve aslında harfiyen hatırlayarak, dünün bol vakitlerini, doyumsuz sohbetlerini, telaşsız saatlerini, saadeti hüzünle yoğurarak geçtim ihtiyar adamın süzgecinden...
 Ben, onu gemleyemedim, o demledi beni... Olgunlaştım; basarak üzerine birikmiş bütün yırtık takvim yapraklarının, yıllar yılı aynı çemberde dolanmaktan başı dönmüş akrep ve yelkovanların, o incecik delikten biteviye süzülmüş kumların, evine gire çıka ötmekten sesi kısılmış yorgun guguk kuşlarının, batmış onca güneşin, parıldamış bunca ay ışığının, hilalin ve fecrin, uğruna savaşılmış dostların, birbirine karışarak yanıp sönen kahkahalarla gözyaşlarının, yazılmış, yazılamamış bunca satırın, tutulmuş tutulamamış onca sözün, dediklerimin, diyemediklerimin, bir an önce bitmesini istediğim, hiç bitmesin diye dualar ettiğim anların, koşuda çabuk yorulanların ya da koşmaya hiç niyeti olmayanların... sevaplarımın, günahlarımın, hatalarımın...
 ... süzüldüm imbiğinden...

* * *

 "- Geç... istediğin gibi seç... ister ağır aksak, ister koşar adım" dedim bizim ihtiyara... "Bu dönüşü olmayan yolculukta ya gideriz, ya gitmeyiz bir bu kadar daha..." "Yanılıyorsun dostum" dedi ihtiyar, "... kalıcıyım ben..., asıl sensin geçen..."
 Sonra, sesindeki yakıcılığın farkına vararak belki, kulunuzu teselliye girişti: "- Sana hazırladığım sürprize bak: Doğum günündü dün; babalar günü yarın. Babanın oğluydun dün; oğlunun babasısın bugün... Hayat, kıymetini bilirsen, nihayetsiz bir düğün..."
 Dedi ve uzaklaştı: Çevirirken bir kez daha kum saatini baş aşağı... şükranla adını fısıldadım ardından...
"Zaman..!"
 Can DÜNDAR

Uçurum

Uçurum


 Gece yarısıydı. Arabadaydım. Radyo Maydonoz'da Selim gazete köşelerinden internete yayılmış bir öykü­yü anlatıyordu. Kulak kesildim:
 "Bir sonbahar günü Londra'daki doktor muayenehanesinin bekleme odasında otu­ran adam, yaprakların dökülmesini hüzün­lü bir gülümsemeyle seyrediyordu. Biraz sonra muayene odasında doktor, teşhisi açıkladı kendisine:
 '- Bay Winkelman, beyninizde bir ur var. Hemen ameliyat olmalısınız.'
 Yüz hatları gerildi Winkelman'ın:
 '- İngiltere'de bu ameliyatı yapabi­lecek doktor var mı' diye sordu.
 '- Amerika'da yaşadığınıza göre orada olmanızı öneririm' dedi doktor; 'Zaten sizi ameliyat edebilecek tek operatör olan Charles Wronkow da orada yaşıyor.
 Winkelman teşekkür edip ayrıldı. Ote­le giderken derin derin düşünüyor ve yere dökülen yaprakları ayaklarıyla yavaşça iti­yordu.
 Birkaç gün sonra gazeteler tanınmış Amerikalı operatör Charles Wronkow'un İngiltere'de tatilini geçirirken intihar ettiği haberini verdiler.
 Polis, böyle tanınmış bir doktorun ne­den Wilkelman adı altında, Londra'nın yoksul bir mahallesindeki otelde kaldığını merak ediyordu."

* * *

 Bu öyküyü dinlediğim gecenin sabahın­da gazeteler Reve Favaloro'nun intihar haberini duyurmuşlardı.
 Favaloro, 1967'de bulduğu by-pass yöntemiyle kalp ameliyatlarında bir çığır açan ve milyonlarca hastayı kurtaran Ar­jantinli cerrahtı. Buenos Aires'teki muhte­şem villasında kalbine sıktığı tek kurşunla son vermişti hayatına...
 Milyonların kalbine giden kanalları açan bir insanın, kendi yüreğindeki tıkanmaya deva bulamaması ve sonunda onu kurşun­layarak susturması ne trajik bir final!..
 Bütün bir salonu gülmekten kırıp geçir­dikten sonra çekildiği makyaj odasında ses­sizce ağlayan bir palyaço gibi... Çevremize yaydığımız ışıktan biz nasiplenemeyiz çoğu zaman... insanın sözü geçmez, gücü yetmez ba­zen kendine...
 En güzel aşk filmlerinde oynayan kadın, alabildiğine mutsuzdur bakarsanız...
 Diline doladığı herkesin iç dünyasını ka­lemiyle didikleyen yazar, kendi içindeki keş­mekeşi tariften acizdir.
 Cemaate iman telkin ederken içten içe Tanrı'yı sorgulamaya başlamış bir din ada­mı kadar çaresiz, kıvranır insan...
 Yalnızlık korkusunu bastırmak için ömrü boyunca sayısız kadına tutulmuş bir Kazanova'nın sonunda anavatanı yalnızlığa dönmesi,
 ...ya da cehennemi bir cephede gün bo­yu askerlerine cesaret aşılayan kumandanın gece karargahta korkudan titremesi gibi,
 ...en yakından tanıdığı zaafı, en güven­diği yanına yakıştıramaz insan:
 ...ve kendini en bildiği yerinden vurur: Kalpse kalp; beyinse beyin...
 ...bir kurşunla durur.

* * *

 Çünkü en beteridir kendisiyle savaşan­ların, kendine yenilmesi...
 İnanmadan din adamı olarak kalamaz­sınız; sevmeden aşık rolü oynayamaz,cesa­retsiz savaşamazsınız; beyninizde bir urla beyinlere deva, kalbinizde kanayan bir ya­rayla kalplere şifa taşıyamazsınız.
 Bu kuşatmayı yarmak için o "zaaf”ları­nızı yok etmek zorundasınızdır; çoğu kez kendinizden vazgeçmek pahasına...
insan, kendine rağmen gider o zaman...
gençliğinde nice cana kıydığı kılıcının üzerine karnıyla yatıveren yaşlı bir Samuray savaşçısı ya da intihar için artık hükmedemediği tanıdık bir mikrofonu seçen Zeki Müren gibi, ölümü beklemeden onun kol­larına koşar.
 Bazen uluorta, bazen yapayalnız,
 ...uçsuz bucaksız bir boşluğa akar...
 Malum; "uzun süre uçuruma bakar­san, uçurum da senin içine bakar."
 Can DÜNDAR