İNSAN DÜŞÜNEN VARLIKTIR.

30 Aralık 2008 Salı

NÂZIM'A BİR GÜZ ÇELENGİ


NÂZIM'A BİR GÜZ ÇELENGİ

Neden öldün Nâzım? Senin türkülerinden yoksun ne yapacağız şimdi
Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar bulabilecek miyiz bir daha?
Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun ne yapacağız?

Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı, ateşle suyun birleştiği
Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözüpek bir sevinçle dolu?
Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler kazandırdın
bana
Denizden esen acı rüzgâr katsaydı önüne onları

Bulutlar gibi yaprak gibi uçarlar
Düşerlerdi orada, uzakta, Yaşarken kendine seçtiğin
Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa

Sana Şili'nin kış krizantemlerinden bir demet sunuyorum

Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üstünde parıldayan

Halkların kavgasını ve kavgamı benim

Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan...
Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da yalnızım sensiz Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen yüzünden yoksun
Dostluğumuzdan, bana ekmek olan,

Rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan.
Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle
Kuyu gibi kapkara zindanlardan
Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları
Ellerinde izi vardı eziyetlerin
Hınç oklarını aradım gözlerinde
Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin

Yaralar ve ışıklar içinde

Şimdi ben ne yapayım?
Nasıl tanımlar

Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya.

Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,

Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?

Teşekkürler, böyle olduğun için!
Teşekkürler o ateş için
Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.
Pablo NERUDA

Çeviren : Ataol BEHRAMOĞLU

29 Aralık 2008 Pazartesi


Saygıyı, sevginin olması gereken o boş kalmış yeri doldurmak için uydurmuşlardır.

(Anna Karenina Kitabından)

Nikolayevich Tolstoy


Tolstoy'dan Sözler


• Güzel olan sevgili değil sevgili olan güzeldir…

• İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa; payı gerçek kişiliğini gösterir, paydası da kendisini ne zannettiğini, payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür…

• Kadın öyle bir konudur ki, onu ne kadar incelersen incele her zaman yepyenidir…

• Her mutluluk birbirinin aynı, ama her mutsuzluk kendine özgüdür…
• Eskiden önce orospularla yatıp sonra temiz aile kızlarını alırdık, şimdi önce temiz aile kızlarını alıp sonra orospularla yatıyoruz…

• Hayvan öldürmeden, insan öldürmeye sadece bir adım vardır; dolayısıyla hayvana işkence etmekle, insana işkence etmek arası da sadece bir adımdır…
• Nasıl dünyada beyin sayısı kadar düşünce çeşidi varsa, yürek sayısı kadar da sevgi çeşidi vardır…

• Hiç kimse öfkesini yutmaktan daha güzel bir içki içmemiştir…

• İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz…
• Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor, kimse kendini değiştirmeyi akıl etmiyor.

28 Aralık 2008 Pazar

ERKEK DEDİĞİN


ERKEK DEDİĞİN
Seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle. Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek.
İnce olacak; seni senin kadar düşünecek. Sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek.
Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek. Adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek. Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek.

Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.
Erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında, sırf ona
daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak. Ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak. Kayıtsız olmayacak senin bütün zerafetine karşı. Gerçekten seven bir kadin sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir.

Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak. Ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek. Her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.

Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek. Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak, özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.

Erkek dediğin aşkına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin.


Erkek dediğin iyi sevişecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an önce şu iş bitse demeyecek. Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki sevgisi geçici ve zayıf değildir. Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet
değildir.

Erkek dediğin aldatmayacak. Aldatmak basitliktir. Seviyorum diyorsa aldatmaz erkek dediğin. Aldatıyorsa sevmiyor demektir.


Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha öte bir
şey...Zeki olacak. Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisi katmasını da. Değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak. Yan gözle hatun kesmeyecek, üstüne sevgili edinmeyecek.

Erkek dediğin önce kendini sevecek. Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır
gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa... Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alıp sevişmesini de. Babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı,fedakarlığı...

Erkek dediğin seni koruyacak, kuşatacak. O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin. Pısırık olmayacak erkek dediğin.


Erkek dediğin erkek olacak güzelim.
Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek. Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak, huzurla bağrına basacaksın.
CAN DÜNDAR

Kapı çalar...


Kapı çalar...

Sabahın erken saatlerinde. Açarsınız. Sütçünüzdür gelen. Sütçünün litreliğinden kabınıza dökülen beyazlıkta sabahın güzelliğine kavuşursunuz. Gözünüzde pırıl pırıl bir sabah kahvaltısı canlanır. İçinizden "Bugün kahvaltıyı bahçede yapalım" diye geçirirsiniz.


Kapı çalar...

Gelen postacıdır. Kucağında büyükçe bir paket. Uzattığı kağıda imza atarsınız. Daha önceden ısmarladığınız kitaplara kavuşmanın sevincini yaşarsınız. Zaten tatilde olduğunuzdan bu kitaplara çok ihtiyacınız vardır. "Artık canim sıkılmayacak " deyip keyiflenirsiniz. En çok merak ettiğinizi alıp şezlonga uzanırsınız.


Kapı çalar...

Kapıya koşarsınız. Yıllardır görmediğiniz bir dost gelmiştir. Sevinirsiniz. Sohbetleriniz saatler boyu hatta bütün gün sürer. "Yaşamak ne güzel" dersiniz içinizden. Hele böyle dostlar varken.

Kapı çalar...

Dürbünden bakarsınız. Kimseyi göremezsiniz. Dönüp yeniden koltuğa gömülürsünüz. Bir daha çalar. Bakarsınız, yine kimse yok. Tam o sırada bir daha çalınca kapıyı açarsınız. Komşunuzun oğlu, elindeki sopayla zile uzanmakta. Meğer tuzları bitmiş. İçeriden tuz getirirken kendi kendinize söylenirsiniz. "Elbette göremem. Keratanın boyu bir metre." Bu küçük hadise neşelendiriverir ortalığı.


Kapı çalar...


Düşüp bayılacak kadar şaşırırsınız. Askerdeki oğlunuz haber vermeden izne çıkmıştır. "Oğlum benim" diye hasretle kucaklarken göz yaşlarınızı zaptedemezsiniz. Mutluluğunuz oğlunuzun izni kadar uzar...


Kapının her çalışında sanki mutluluğa koşmaktasınız. Huzur tüter gözlerinizden. Her sessizlikte kulaklarınız zil sesi arar...
Ve kapı çalmaz...

O gün en büyük misafiriniz gelir. Adeta kapıyı kırmıştır. Alıp gider sizi, şaşırırsınız. "Niye haber vermedi?" diye içinizden geçirirken; "Doğduğundan beri zile basmaktayım" der.
Bir şeyler söylemek istersiniz o an. Ama o andan sonra diliniz dönmez. Ölüm sessiz sedasız gelivermiştir...
Can Dündar

ESKİDEN




ESKİDEN


Çember çevrilir,
Su musluktan içilir,

Ağaçlara tırmanılırdı.

Bebekler bezden,
silahlar tahtadan,

Resimler kömür karasından yapılırdı.

Kızlara ninelerinin,
erkeklere dedelerinin
İsimleri konulur
Saatli maarif okunurdu
Komşuda pişen, bize de düşer
Bizde pişen komşuya düşerdi

Geceler ayaz,
sokaklar karanlık,

Yıldızlar parlak olurdu

Turşu, salça, mantı evde yapılır

Karpuz kuyuda soğutulurdu

Erik ağacının çiçeği pencere camımıza yaslanır
Güz yaprakları bahçemize düşerdi
Kardan adam yapılır,
evlerde soba yakılır

Kış gecelerinde masal anlatılırdı
Merdiven çıkılır, aidat ödenmez, yönetici seçilmezdi
Evler badanalı, sokaklar lambasız

Mahalleler bekçili olurdu

Ajans radyodan dinlenir
Çizgili roman okunur
Defterlere kenar süsü yapılırdı

Hayat, arkası yarın gibiydi

Kesintisizdi

Her gün yaşanacak bir şey vardı

Herkes kendi düşünü kurar
Kendi hayatını oynardı

Şimdi
Hayat tek perdelik bir oyun
Stand-up bir yalnızlık gibi

Şimdi
Herkes
Yoğun

Yorgun

Ve

Tek başına








Can DÜNDAR

şehir kimi sever


şehir kimi sever

Duvarlarda dev reklam panolarında iddialı bir tespit göze çarpıyor: "Şehir güçlüleri sever." Gün boyu güçsüzler geçiyor afişin altından; işsizler, yoksullar, itilmişler... Şehrin sevmedikleri, kustukları... Afiş, kentin tercihini ele veriyor. Sıradan bir reklam değil bu; bir arabadan fazlasını, bir yaşam biçimini, bir iktidar tercihini, bir ideolojiyi pazarlıyor. Güçlüyü kutsuyor; ama ne demeli, çoğu reklam gibi nabzı doğru tutuyor.

***


Gerçekten de güçlüleri seviyor şehir...
Bir zamanlar kızları için ilim, irfan, itibar sahibi kısmet niyaz eden analar, para, şöhret, iktidar sahibi damat aramaya başladığından beri böyle bu...
İktidara varmanın yolu ortak akıl üretmekten ziyade, güç ittifakları kurmaktan geçtiğinden beri böyle...
O zamandan beri, güce tapan şehir Polat'a özeniyor, Sinan'dan, Yahya Kemal'den, Münir Nurettin'den çok....
"Gücü gücü yetene" diyen bir zihniyet, güçlü olanı haklı olana yeğliyor.
En sportmen, en centilmen olan değil, topa sahip olan ya da topa en güçlü vuran çocuk takım kaptanı seçiliyor. Kick boks maçları, bilgi yarışmalarından fazla seyirci buluyor. Hürriyet, itaat karşısında değer kaybediyor.

***


Şehir güçlüleri seviyor ama karşılıksız bir aşk bu...

Güç sahiplerince işgal edilmiş sahillere bakın; en güçlü şirketlerce toprağa gömülmüş zehirli varillere...
nefret kusan tribünlere...
kan kokan ortaokul kantinlerine...
tinerci çocukların yattığı sidik kokulu bankamatik kulübelerine...
meydandan kadın kaldırıp kuytuda tecavüz eden küçük "iktidar sahipleri"ne...
Güçlüler şehri sevmiyor, şehrin güçlüleri sevdiği kadar...

***


Bir başka reklamda pencerenin pervazına yakıştıramadığı, güçten düşmüş kocasını değiştirmeyi düşünüyor bir kadın...

Bir diğeri, en güçlü saydığı marka karşısında herkesi susmaya davet ediyor.
İşaretparmağıyla dudakları kilitleyen o işareti iyi tanıyoruz biz...
Evde, camide, okulda, kışlada, hastanede hep o işaretle büyüdük.
Kötü anılarımız var o suskunluk çağrısında...
Gücü seven şehirler, acizleri susturup, vefayı camdan atarak yıkılmaz gibi görünen bir hiyerarşi yarattı. Hepimizi güçlünün haklılığına, büyük balığın küçük balığı yuttuğuna inandırdı. Nihat Genç'in "Öyleyse niye Karadeniz bir hamsi cennetidir?" sorusunu duymadı. Cevaba aldırmadı.

***


Sadece kentte değil, dünyada da bedelini ödüyoruz bu güç takıntısının...
Celladına âşık bir idam mahkûmu gibi işgale uğramış halklara karşı haksız işgalciyi alkışlıyoruz. Gücümüz yetmiyor güçlünün gücünü kırmaya...
Oysa güç, sorunlarımızın çözümü değil, nedeni...
Sokaktaki şiddetin de, lisedeki vahşetin de, ekrandaki kirliliğin de sorumlusu varoluşu güce dayandıran bu zihniyet...

Hep bir olup bu algılamayı kırmak, gücün yerine kolektif aklı, zorun yerine dayanışmayı koymak zorundayız.
İtibarın kaynağı servet değil, yetenek olmalı. Kaba kuvvet değil, ince zekâ, üstün yetenek fark yaratmalı. Şiddetin yerini merhamet almalı. Tahsil, cehalet karşısında eski itibarına kavuşmalı... Daha çok araba satmanın yolu da buradan geçiyor, daha huzurlu bir kente ve dünyaya kavuşmanın da...

***

Şehir güçlüyü seviyorsa varsın sevsin.
Ben adaletin şehrine aidim.

Can Dündar

20 Aralık 2008 Cumartesi

"Beyin, kendisini kullanarak düşündüğümüzü sandığımız organımız."