
İNSAN DÜŞÜNEN VARLIKTIR.
7 Mayıs 2013 Salı
5 Mayıs 2013 Pazar
2 Mayıs 2013 Perşembe
1 Mayıs 2013 Çarşamba
RAKI
“İçelim, ab-ı hayat neşe versin bedene allah rahmet eylesin rakıyı icat edene artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin allah bizi meyhanesiz memlekete düşürmesin”
“AMİİİİİİİİİİNNNNNN”
Naralarıyla başlar güzel bir rakı-roka muhabbeti. Kanatlar mangalda pişer, masada ezine ve tulum peyniri, paprika, haydari, ananas (deneyin ııığğ iğrenç demeyin retro meze), çay… Çay’ı ben su yerine rakının yanıda içerim, galiba gizli adanalılık var damarlarımda… Bir yudum daha rakıdan çeker ve yeteri kadar içtikten sonra şu dizeler dökülür dudaklarımdan…
Naralarıyla başlar güzel bir rakı-roka muhabbeti. Kanatlar mangalda pişer, masada ezine ve tulum peyniri, paprika, haydari, ananas (deneyin ııığğ iğrenç demeyin retro meze), çay… Çay’ı ben su yerine rakının yanıda içerim, galiba gizli adanalılık var damarlarımda… Bir yudum daha rakıdan çeker ve yeteri kadar içtikten sonra şu dizeler dökülür dudaklarımdan…
Sarhoşum…
Sarhoşum…
Sarhoş.
Sarhoş.
Caddenin Göbeğine Oturmuşum,
Aklıma Eserse Sırt Üstü Yatabilirim
Nara Atabilirim,
Kem Gözler Umrumda Değil,
Ben Kendi Gözlerimden Kurtulmuşum…
Aklıma Eserse Sırt Üstü Yatabilirim
Nara Atabilirim,
Kem Gözler Umrumda Değil,
Ben Kendi Gözlerimden Kurtulmuşum…
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun güzel dizeleri, ne zaman içsem kafam kıyak olsa hemen bu dizeler aklıma gelir… Bir off çektirir içen herkese… ama hüzünlendirmez, masadaki keyfi asla kaçırtmaz… ve gecenin ilerleyen saatlerinde dilin kemiği yok Neyzen Tevfik gelir oturur masaya şu dizeleriyle…
Ne ararsin TANRI ile aramda!…
Sen kimsin ki orucumu sorarsin?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Basi açiga niye türban sorarsin?
Sen kimsin ki orucumu sorarsin?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Basi açiga niye türban sorarsin?
Raki, sarap içiyorsam sana ne.
Yoksa sana bir zararim, içerim.
Ikimiz de gelsek kildan köprüye,
Ben dürüstsem sarhosken de geçerim
Yoksa sana bir zararim, içerim.
Ikimiz de gelsek kildan köprüye,
Ben dürüstsem sarhosken de geçerim
Esir iken mümkün müdür ibadet?
Yatip kalkip ATATÜRK’e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soguyacak bu millet
Yatip kalkip ATATÜRK’e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soguyacak bu millet
Isgaldeki hali sakin unutma.
ATATÜRK’e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çikardin amma
Baban kimdi bilemezdin serefsiz.
ATATÜRK’e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çikardin amma
Baban kimdi bilemezdin serefsiz.
Şerefsiz kısmını bağırdıktan sonra rakıdan bir yudum daha alıp masaya yavaşça çarparsın kadehi… Çoşkunu kimse durduramaz… Sonra küfürler tektek savrulur sağa, sola :D Selanik kadehleri çıkar, 2 tur hızlı selanik kadehiyle dönersin , bizde adettendir Yeni yetmeler ve kız çocukları için değildir… Necip Mirkelam oğlunun dediği gibi…
Al kadehi eline,
Dokun gönül teline,
Muhabbet alemine,
Bir merhabadır rakı.
Dokun gönül teline,
Muhabbet alemine,
Bir merhabadır rakı.
Adabı, erkanı var,
Zamanı mekanı var,
Kimin ki iz’anı var,
O na şifadır rakı.
Zamanı mekanı var,
Kimin ki iz’anı var,
O na şifadır rakı.
Gönül dargınlarına,
Vefa kırgınlarına,
Hayat yorgunlarına,
Haza devadır rakı.
Vefa kırgınlarına,
Hayat yorgunlarına,
Haza devadır rakı.
Mirkelamoğlu der ki:
Had bilmezsen eğer ki,
Öyle rüsva eder ki,
Başa beladır rakı.
Had bilmezsen eğer ki,
Öyle rüsva eder ki,
Başa beladır rakı.
Masadan kalkmadan Nazım’ı hatırlayalım… Kimler için olduğunu Necip Mirkelamdan öğrendik, Nasıl içileceğini Nazım anlatsın…
Nazım Hikmet demiş ki “RAKI !!! Bu meret öyle bir merettir ki, acıyla içilir, tatlıyla içilir, neşeyle içilir, ağlayarak içilir, kavunla içilir, peynirle içilir, ikisi beraber çok güzel içilir yemekle içilir, mezeyle içilir, suyla içilir, susuz içilir, sodayla içilir, şalgamla içilir. Ama işte,bir tek salakla içilmez. … “
Son olarak Atatürk Neyzen Tevfik’i Çağırmış iyi içiyor diye…
Hal hatır sorduktan sonra, “iyi içermişsin sen Tevfik bir isteğin var mı ?” demiş
Neyzen demiş ki, “Paşam Karnım biraz aç. Bir kilo rakı , bir somun ekmek ve bir tencere istiyorum” demiş
Paşa şaşırdıktan sonra istediğini yerine getirtmiş,
Neyzen bir kilo rakıyı tencereye döküp, üstüne ekmek doğramış,
ve çala kaşık yerken paşada şaşkınlıkla Neyzeni izlemiş.
Neyzen bitirince “Paşam şimdi karnım doydu içmeye başlayabiliriz” demiş
İçtik güzelce tüm gece, Allah rahatlık versin herkese….
29 Nisan 2013 Pazartesi
Sen üç yanlış bir doğru etmezsin dostum!
Erol Anar
27.04.2013
Thomas
Hobbes’in popülerleştirdiği “İnsan insanın kurdudur.” (Homo Homini Lupus)
sözünü çok severim. Bence bu güneşin altında, insanı bundan daha iyi açıklayan
bir söz daha söylenmemiştir.
Bir fıkra
duymuştum:
Cehennemde
yeni bir zebani işe başlamış, işinin ilk günü olduğundan her şeyi soruyormuş.
Bakmış
bir derin çukur başında beş zebani bekliyor.
“Bu ne
demiş?”
Diğer
zebani cevap vermiş: “Burada hep Almanlar var, yukarıya tırmanıyorlar, oradaki
zebaniler de tırmananı tekrar aşağı atıyor.”
Biraz
daha ilerlemişler bir çukur daha. Başında üç zebani bekliyormuş.
Diğer
zebani: “Sormadan söyleyeyim burada da Fransızlar var. Oradaki üç zebani çıkanı
aşağıya atıyor.”
Az daha
ilerlemişler.
Bir çukur
varmış diğerleri kadar derin olmayan bir çukurmuş bu. İşe yeni başlayan zebani
sormuş:
“Yahu bu
çukurun başında niye kimse beklemiyor?”
Öteki
zebani cevap vermiş: “Burası Türkler'in çukuru biri tırmanmaya çalışınca,
diğerleri aşağıdan çekiyor.”
Fıkrada
Türkler olarak geçiyor, ama ben bunu Türkler, Kürtler, Çerkesler, Lazlar,
Gürcüler vb... olarak anlıyorum. Çünkü bu coğrafya insanlarının davranış
özellikleri son derece benzerlikler gösteriyor.
***
Bizim
insanların gözlerine baktığınızda kırk tilki görürsünüz. Gerçekten dedikleri
gibi, kırk tilki gezer de gözlerinin içinde, kırkının da kuyruğu birbirine
değmez.
Evine
gidersin “hoş geldin” der, ama yine gözlerinde tilkiler görürsün, kapıdan
adımını attığın an pişman olmuşsundur gittiğine.
Bir arkadaşım
var, benden yaş olarak çok büyük.Bir gün yaşadığı Köln’den gelmişti, bana da
uğradı, görüştük. Şöyle demişti aynen:
“Erol, torunum bile çantamı karıştırıyor, bu Almanya’dan gelmiş, para vardır
bunda diye.”
İsviçre’nin
Lozan kentinde yaşayan arkadaşım Deniz, memleketi Antep’te bulunan akrabalarını
ziyaret eder. Birçok da hediye götürmüştür giderken. Akrabaları hediyeleri
elleriyle iterek, şöyle derler:
“Boşver
hediyeyi. Para yok mu, sen paradan haber ver.”
Deniz
şaşkındır, onların gözlerine baktığında bir sürü tilkiyi görür.
Sen
kimsin dostum? Gerçekten bilmek, tanımak istiyorum seni. Gözlerinde neden bunca
tilki dolaşıyor?
Bu
sözlerimi hiç üstüne alınmadığını biliyorum, ama bu defa kaçacak yerin yok
dostum, senden bahsediyorum evet senden...
***
Evde
diktatör, işyerinde köle, sosyal ortamlarında ise sözde eşitlikçi,
özgürlükçüsün. Evinde çocuklarına, eşine karşı acımasız ve bencilsin. İşyerinde
herşeyi sineye çekecek kadar zavallı ve acınası bir varlıksın. Derneklerde,
sendikalarda, odalarda, partilerde sen varsın. Özgürlüğü, demokrasiyi,
şeffaflığı dilinden düşürmezsin. Oralardan çıkıp evine girdiğinde, bir anda
kurt adam gibi değişir ve baskıcı, yasakçı bir tirana dönüşürsün.
Demokrasi
ve demokratik kelimelerini ağzından düşürmezsin de, nedense bunu bir türlü
günlük ilişkilerine uyarlamazsın. Herkes, “emperyalizm ve dış odakların
yanlısıdır.” senden başka. Bir tek sen doğrusundur, herşeyi sen bilirsin.
Sana göre
gidilmesi gereken tek doğru yol vardır, o da senin gittiğin yoldur. Bu yüzden
otoriteni kurduğun yerlerde, farklı düşünceleri dile getirenleri suçlarsın,
susturursun.
Senin de
devlet gibi resmi ideolojin var dostum.
***
Sen
hangisisin? Hepsi birden mi? Yoksa üç yüz yüzünden hangisi daha çok sensin? Sen
üç yanlış bir doğru etmezsin dostum. İşte bu sensin.
Emekten
çok söz edersin de, fırsat bulduğunda insanların emeklerini yargılayıp bir
kalemde çizip geçersin.
Otoriteye
karşı çıkarak otorite olduğunda, hemen kılıcını insanların kafasına vurursun.
Evde
eşini döversin, aynı zamanda 8 Mart’tada sosyal medyadan kadınların gününü
kutlamayı ihmal etmezsin.
En
hümanist sensindir, senin yanında kimsenin hükmü bile okunmaz, o kadar
hümanistsindir ki, en küçük düşünce farklılığında en yakınındaki insanı gözünü
kırpmadan ipe gönderirsin.
Yanındaki
insan ayağı takılıp yere düştüğünde, ilk tekmeyi atan da sensin.
“Ben
böyle biri miyim?” dediğini duyar gibiyim. Bunu lütfen bana değil de, iş
yerindeki, partideki, dernekteki, sendikadaki arkadaşlarına ya da bir zahmet
kendi eşine ve çocuklarına sor. Onlar sana gerçekte kim olduğunu
söyleyeceklerdir.
O kadar
küçülüyorsun ki zaman zaman, mikroskobun altına koysalar seni, eminim
görünmezsin.
Ne yazık
ki sen üç yanlış bir doğru etmezsin dostum! Her ne kadar burnun büyük olsa da,
kendini çok farklı yerlere koysan da ne yazık ki sen işte busun!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)
.jpg)


.jpg)
